28 Şubat 2014 Cuma

MENEKŞE


Edirne'de 4 yaşındayken geçirdiği havale sonrası beyin tümörü olduğu anlaşılan ortaokul birinci sınıf öğrencisi Menekşe Bür'ün ailesi, maddi imkânsızlıktan 2008 yılında Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne başvurarak evde bakım ücreti ödeneğinden yararlanmak istedi. Başvuruyu değerlendiren kurum Menekşe için evde bakım ücreti ödenmesine karar verdi. Üç yıl süreyle Bür ailesine toplam 16 bin lira ödendi.

‘FAİZİYLE ÖDEYİN’

Ancak ödenek, 2011 yılında, vücut fonksiyonlarını yüzde 42 oranında kullanabilen küçük kıza yardımın sürmesi için yüzde 50'nin üzerinde engelli olması gerekçe gösterilerek kesildi. Kurum, geçmiş yıllarda ödenen toplam 16 bin lirayı da, faiziyle 22 bin lira olarak geri istedi. Evin geçimini hamallıkla sağlayan 3 çocuk babası Kadir Bür (40), parayı kuruma ödeyemediği için icraya verildiğini söyleyerek, “Kızımın tedavisini devam ettirmekte zorlanıyorum. Ayda bir tedavi için İstanbul'a götürüyorum. Ben kimseden zorla para almadım” dedi.

KAYNAK: HÜRRİYET

KISA YORUM: Ayıptır, günahtır... Bu ülkede milletin halkın parasının birilerine peşkeş çekildiği, parsel parsel dağıtıldığı ve geyiğinin artık ortalara düştüğü ortamda utanılası bu haber onlara KAPAK olsun... BU KIZIN BİRİLERİ GİBİ "- ALO BABACAĞIM... BABACIĞIM" DİYECEK TELEFONU BİLE YOKTUR BE... 

SORU-CEVAP


SICAK GELİŞME!..


ZAMANE HABERLERİ!


PARANIN YÜZÜ SICAK DERLER AMA...


BU DA AYRI BİR ALEM!


ALLAH YARDIM ETSİN!


FARKLI BAKIŞ :)))


SİPARİŞLE HAVANIZI BULUN!


27 Şubat 2014 Perşembe

BABA VE OĞUL

Kahvede hemen hemen tüm sandalyelerde okey takozları vardı... 
Yani kahve kültürüne göre rezerve... Ne isim ne cisim var. Tüm takozlar aynı... 
İki farklı tv var... İkisi de büyük ekran....
Kahve U şeklinde ama biraz zikzaklı...
İlk TV'nin önü tamamiyla dolu gibi. 
Arka sıranın bir önü tamamıyla boş. Zaten orası da 6 kişilik...
Neyse maç saati yaklaşıyor ve rezervasyon yaptıranlar yavaş yavaş yerini alıyor...
Tiyatro ve sinema havası gibi kahveci de gelenlere yer gösteriyor takozları topluyor...
Kitlenin yaş ortalaması dengeli... Yaşlısı, orta hallisi ve genci... En fazla yaşlı var gibi...
Galatasaray-Chelsea maçı başlıyor, gençlik daha bir tepkili ve reaksiyon gösterir durumda... 
Ancak kahvede Mancini çok... Hem de istemediğin kadar... - Bunları Anadolu takımlarına göndermek lazım - Neyse Galatasaray defans hatasından golü yiyor eleştiriler geliyor...
Ha bu arada Galatasaraylı'dan çok diğer takımlı var desek yeridir. Çünkü herkes "Senin ne işin var burada... Takım mı değiştirdin" diye birbirine takılıyor...
Maça dönelim... Galatasaray'ın Burak'la ağlara giden ancak Donk Terry'nin hareketi yüzünden iptal edilen golü yaşanıyor... Herkes havalarda... Hakemin iptal kararı görünüyor...
Ardından baba ve oğulun diyaloğu dikkat çekiyor...
Baba bir mutlu heyecanlı... Eli ayağına dolaşmış vaziyette ve biraz da mutlu...
- MAÇ TEKRAR EDİLİR...
Liseli gibi görünen oğul devreye girer...
- BABA NE TEKRARI YA...
- OĞLUM DONK'UN HAREKETİNİN AYNISI...
- BABA DALGA MI GEÇİYON... BİRİ TFF BİRİ UEFA...
- OĞLUM AYNI HAREKET...
- BABA BİZİM TFF İŞGÜZARLIK YAPTI, UEFA BENZER Mİ ONLARA...
Baba susuyor ama umudunu da koruyor...
Ve ardından devre arası diyologu...
Yaşlı bir amcanın tepki çeken yorumu:
- Bak gördün mü Teriyi... Donk'u izlemiş aynısını yaptı şerefsiz... Ahlaksız bunlar...
Arkadan bir abi:
- HEE TERİNİN İŞİ GÜCÜ YOK. KASIMPAŞA-BEŞİKTAŞ MAÇINI İZLEMİŞ... 
Amca tepkisine devam ediyor...
- BU TERBİYESİZLERE VERECEKSİN 10 MAÇ CEZA... AKLI BAŞINA GELECEK...
Ve maç 1-1 biter Sarılısı-Kırmızılısı-Lacivertlisi, Siyahlısı-Beyazlısı, üzgün, mutlu ve orta halli kahveyi kapatır...

25 Şubat 2014 Salı

ONLAR ÖZÜR DİLİYOR BİZİMKİLERE EKSTRA PRİM VERİLİYOR


Uknayna'da 100 polis olaylar sırasındaki halka karşı şiddet içeren tutumları nedeniyle özür diliyor, ölenler için diz çöküyor... Biz de ise GEZİ olaylarından hatırlayın... DESTAN YAZDILAR VE PRİM KAZANDILAR... Farkı bakış açısı ve davranışı...

5 YIL SONRA KEŞİF (!)

Anadolu Ajansı'nın haberi şöyle: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin soruşturma kapsamında, Genelkurmay Başkanlığı'nda rotaların takip edildiği merkezde keşif yapıldığı bildirildi. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yazdığı talimat doğrultusunda, TMK'nın 10. maddesiyle görevli Cumhuriyet Savcısı Mustafa BaşerGenelkurmay Başkanlığı'na gitti. Başer'in, rotaların izlendiği merkezde, Yazıcıoğlu'nun bulunduğu helikopterin hareketi ve düşüşüne ilişkin keşif yaptığı belirtildi.
Ve bunu bazı internet siteleri FLAŞ GELİŞME diye veriyor... Flaşı mı kaldı... Olay 2009 Mart 25'te olmuş biz hala keşifteyiz... KOLAY GELSİN... ÜLKE ÇALIŞIYOR (!) GÜNDEMİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN UCUZ TAKTİKLER BUNLAR...

"ALO BABA..." "ALO FATİH..."

- Alo...
- Oğlum Fatih nasılsın?
- İyi baba sürünüp gidiyoruz... Sen nasılsın?
- Alo! Oğlum ekonomik durumun nasıl?
- Kötü baba... Aldığım asgari ücret (800 civarı) yetmiyor...
- Oğlum idare et... Ne yap et idare et... Düzelir bir gün...
- Baba devlette çalışıyoruz... Aklıma hep şu söz geliyor... Devletin malı deniz yemeyen domuz...
- Oğlum sen sen ol... Domuz olma devlete omuz ver...
- Baba iyi güzel vereyim de omuz vere vere omuz mu kaldı... Borçlar yüzünden omzun düşük yürüyorum...
- Oğlum sen o borçları SIFIRLAMADIN mı?
- Hee sıfırladım ama borcu değil bedeni... SIFIR BEDEN... Baba ben Fatih... Beni Latif ile karıştırdın heralde...
- PARDON YA... Yanlış oldu... Neyse hemen düzeltiyorum...
- Alo Fatih Saraç'hanede misin!
- Tamam efendim...
- Ne tamam Fatih... Alo Saraç'hanede misin dedim sadece...
- Tamam efendim...
- Fatih iyi misin?
- Tamam efendim...
Allah Allah... Bu Fatih takılı kalmış... Latif'i arayın da Fatih'i oraya ilk gönderdiğimizdeki fabrika ayarlarına geri dönsün... Ama sadece konuşma anlamında... Ekonomik boyutta değil...
1 gün sonra....
- Alo Fatih!
- Buyrun efendim...
- Oh be... Kendine gelmişin...
- Tamam efendim...
- Eyvah yine gidiyor... Hemen söyleyeceğimi söyleyeyim... O şeyi halledin...
- Tamam efendim...
Bu olay sonrası Fatih'i ter basar, eli ayağına dolaşır... Ne yapacağını bilemez... İnternette arama motoruna girer 'şey' ve 'halledin' diye yazar babanın ne demek istediğini anlamaya çalışır... Sonra Fatih'ten haber alınamaz! HALA ARANIYOR AMA ULAŞILAMIYOR
NOT: Bu diyaloglar yayınlanmayan BABAM VE OĞLUM filminin senaryosundan bir kesittir... Gerçek kişiler ve kurumlarla alakası yoktur... :)))...


21 Şubat 2014 Cuma

TREN'İ Tİ-YE ALMIŞLAR SANKİ!..


İNCE ÇİZGİ (kopan kurtarıyor kendini :))


NE KADAR SALLANACAĞIZ ACABA!

Son torba yasa ile deprem verileri devlet tekeline alınmış... Yani bir anlamda iktidar... Depremlerin büyüklük ve şiddet gibi verilerini kamuoyuna resmi olarak sadece Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) duyuracak-mış. Deprem gözlemi yapan üniversiteler, yerel yönetimler, kurum ve kuruluşlar, verilerini eşzamanlı olarak AFAD’a aktaracak-mış. İllerde afet ve acil durum yönetiminin tüm unsurlarını içerecek şekilde AFAD’ın taşra teşkilatı olarak valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulacak-mış. İlin afet ve acil durum hazırlıklarını yapmak, risk azaltma, müdahale ve iyileştirme planlarını işbirliği içinde yapmak, uygulamak ve uygulatmak, bu müdürlüklerin görevleri arasında olacak-mış. AFAD’a 6 bin 511, İçişleri Bakanlığı’na bin 967 yeni kadro tahsis edil-miş. 

Her şey iyi güzel... Aklıma ise şu geliyor... İktidar kendi partisinin kazandığı bölgelerde depremin şiddetini azaltıp muhalefetin olduğu yerlerde artıracak mı! Çünkü her şeyde istenildiği gibi oynamanın yapıldığı bir sistem ve düzende yaşar hale geldik... İYİ SALLANMALAR... 

ÖDÜL, VİCDAN VE CEZA


Bu fotoğraf 1994'te Sudan'da çekilmiş ve Pulitzer ödülü kazanmış.... Açlıktan ölmek üzere olan kızın başında akbaba bekliyor... Fotoğrafı çeken Kevin Carter, kıza yardım etmediği için depresyona girmiş ve 3 ay sonra intihar etmiş. Fotoğraf dünya çapında etki yaratmış ve Afrika'ya yardım kampanyaları başlamış... (Kaynak: Akşam)

NE GÖRÜYORSUNUZ?..


New York Moda haftasıymış... Yıl 2012... Amerika'nın pek gösterilmeyen ancak aleni şekilde görünen yüzünü de anlatan güzel ve üzüntü verici bir fotoğraf... Nereden gördüğünüze ve baktığınıza bağlı... MANİDAR mı yoksa :)))

20 Şubat 2014 Perşembe

PAZAR SİYASETİ!..

Mahallemizin pazarı çarşamba günleri... Fırsat buldukça Bebişimle (eşim) gideriz sebzemizi meyvemizi alırız döneriz... İşte onlardan birindeyiz...
Pazardayız alış-veriş havası...
Ellerimizde poşetler... Bir an önce işimizi bitirip huzur bulduğumuz hanemize gitme telaşesindeyiz...
O sırada limon alıyoruz... Bir anda hareketlilik ve kalabalık artıyor... Aşağıdan yukarıya doğru bir grup geliyor. Bir kısmı elindeki A4 ölçülerinde üzerinde başkan adayının fotoğrafının olduğu seçim broşürünü veriyor diğer taraftan da umursamaz halde olan insanlara "Elini sıkın, ilgi gösterin" işaretleri yapılıyor... Açıkcası vatandaşın umrunda değil. Ve grup bana doğru yaklaşıyor önümde başka birisi olduğu için ve limon doldurduğumdan PAS geçiyorum... Adamı pardon başkan adayını ilk defa görüyorum... İnsanlarla zoraki el sıkışma... Samimiyetten, doğallıktan ve sıcaklıktan uzak. Maskeli tebessümler...
O sırada pazarcılardan birine broşürü tutuşturuluyor ve Belediye Başkan adayı diye taktim ediliyor... Yaşlı amca bir broşürdeki fotoya bakıyor bir de adaya bakıyor ve "BU HİÇ SANA BENZEMİYOR" diyor.
Başkan adayı:
Benim işte...
Kuru kuru göstermelik el sıkmalar vatandaşı selamlamalar...
Sadece öylesine boy göstermeler...
Ne bir hal hatır ne bir dertleri sorma...
Tamamıyla gösteriş...
Ya oraya öylesine gelme, ciddi ciddi yap alış-verişini, vatandaşların dertlerini sorunlarını dinle... Gerçi pazar yeri doğru bir yer değil.. Çünkü insanlar ellerinde poşetler muhabbet modunda hiç değil...
Partinin ve adayın ismini vermiyorum...
PARTİNİZ VE ADINIZ NE OLURSA OLSUN Siz bu düşünce anlayış yapısıyla belediye başkanı olsanız ne olur! Olan millete olur... İşin ilginç tarafı, bu parti benim felsefesine değer verdiğim ancak uygulamalarını ve şu anki söylem tarzını tasvip etmediğim parti...
İYİ PAZARLAR, HAYIRLI İŞLER...
NOT: Benim pazar alış-verişi ve siyasete dair unutamadığım fotoğraf yıllar öncesinde gazetede gördüğüm Adnan Kahveci'ye dayanır. Eşiyle birlikte pazara gitmiş elinde pırasa vardı... O değerli insan ve mühendis bir anlamda projesini kendisinin yaptığı oto yolda yanlış şeride girmekten trafik kazası geçirdi ve öldü... TABİİ YERSEN... Allah rahmet eylesin...








7 Şubat 2014 Cuma

SÖZÜN VE İNSANLIĞIN BİTTİĞİ FOTOĞRAF


NOT: Adamın sırtındaki çuvalda 1.5 yaşında hayatını kaybeden Muharrem Taş var... SENİ HEPİMİZ ÖLDÜRDÜK MUHARREM...

O OLAY BİZDE OLSA...

NBA'de önceki gece tarihi bir olay yaşanıyor...
Los Angeles Lakers, Cleveland Cavaliers ile karşılaşıyor. 
Eksikler nedeniyle Lakers maça 8 kişi çıkıyor. 
Lakers’ta Nick Young ve Jordan Farmar sakatlanıyor.
Chris Kaman 6. faulünü alarak oyun dışında kalıyor. 
Lakers sahada 5 kişi. 
Bitime 3 dakika 32 saniye kala Robert Sacre 6. faulünü alıyor. Lakers kalıyor 4 kişi. 
NBA kuralları bir takımın sahada 4 kişiyle mücadele etmesine izin vermiyor-muş. 
Hakemler Sacre’nin maça devam etmesine, ancak yapacağı her faulün teknik faul olarak değerlendirilmesine karar veriyor. Yani bir anlamda çözüm üretiyor.
Lakers, sahadan 119-108’lik skorla galip ayrılıyor.
Haa bu arada salona takım elbiseyle gelen Steve Nash de kadroyu doldurmak için forma ve eşofmanlarını giyerek bençte oturuyor.
OLAY BU SORU ŞU:
Böyle bir durum bizde yaşansa ne olurdu?
- OLAY olurdu..
- Yer yerinden oynardı.
- Cleveland Cavaliers yönetimi, üç hakeme de düdüğü astırırdı.
- Taraftarı sokağa dökülür "KUPAMIZI İSTİYORUZ (PARDON MAÇI)" derdi.
- Basketbol Federasyonu, tepkiler üzerine "HAKEMLERİN İŞGÜZARLIĞI" der topu kendinden atardı.
- Bir çok ilimizde basketbol topları patlatılır kesilirdi.
- Federasyon maçı iptal eder uzun süre kamuoyunda tansiyonun düşmesi beklenir, siyasi erkin tavrı görülür ona göre bir sonuca varılırdı. Tahkim'e ayar çekilir iş düzeltilirdi.
- Bazı yorumcularımız "HAKEMLER ADAM DEĞİL. HELE MAÇA DEVAM EDEN SACRE HİÇ DEĞİL" derdi. Aynı programda bir diğer yorumcu "YAYIN BİTİYOR MU! Dur Zambiya'dan mesaj atmışlar. İtalya'dan Antartika'dan selamlar var. Hepsine selam söylüyoruz" derdi... Öbür taraftar birisi "DİTROİT taraftarı da mesaj atmış" de o da selamı çakardı. Biri de "Hakemin babası tornacı, annesi ev hanımı" diye devam ederdi...
- Hakkını yemeyelim... Bir kaç kişi de çıkar derdi ki:
HELAL OLSUN... İŞTE ÇÖZÜM ÜRETMEK BU... TATİL ETMEK KOLAY ÖNEMLİ OLAN MAÇI BİTİREBİLMEK... NBA KÜLTÜRÜ FARKI...
SON SORU: Siz olsanız ne yapardınız?



6 Şubat 2014 Perşembe

AMAN DİKKAT! KASETİNİZ ÇIKABİLİR

İstanbul Unkapanı...
Eskiden sanatçı olmak isteyenlerin türkü çığıranların, sazı eline alıp memleketinden kaçanların buluşma mekanı... Yani Unkapanı değil o zamanın deyimi ile "ÜN KAPANI."
Şimdinin ise İMÇ'si... İstanbul Manifaturacılar Çarşısı...
Bir zamanlar insanların elinde sazı sabahladığı, kasetçilerin açılmasını beklediği umut dünyası... Şimdilerin ise Issızlar kervanı...
Ne değişti?
Artık kasetleri sadece müzik yapımcıları çıkarmıyor... Aslında onların ki artık klişe kalıyor... Çünkü şu anda herkesin bir kaseti var... Zamanı ve yeri geldiği düşünüldüğünde vizyona giriyor...
Onun için siz siz olun kapalı veya açık ortamlarda sadece konuşma yapmayın arada bir de türkü çığırın da belki sesiniz güzeldir... Eylem ve söylemlerden içeri girme ihtimaliniz veya itibarsızlaştırmanız mümkün görünse de sesinizle (tabii güzelse), tarzınızla bir şeyleri kurtarabilirsiniz...
Haydi milleti izleyenlere ve dinleyenlere gelsin:
ALLAHHHHHHH BELANI VERSİN... (Söylerken kaşlar hafif çatık)
NOT: "Aman dikkat!" başlığı Cem abinindir. Telifini öderiz... Tabii dava açarsa... Yoksa soda içer :)))

3 Şubat 2014 Pazartesi

(... ...... .......)


KURŞUNLANDI, 1.5 AY SONRA 3 GOL ATTI



(GALATASARAY'IN ANLAŞTIĞI VEYSEL SARI'NIN HİKAYESİ)
Bu sezonun ikinci yarısında Eskişehirspor'da sürekli oynayan, orta sahada ve savunmanın her bölgesinde görev alan bir joker olarak tanıdık onu. Futbol hayatının büyük bölümü amatör kümede geçen bir oyuncu olarak yaptığı sıçrama parmak ısırtıyor. 20 yaşında Beylerbeyi'nde profesyonel oldu, takımı 3. Lig'e düşerken o Süper Lig'den Eskişehirspor'a transfer yaptı. Üstelik 16 yaşında dizinden kurşun yemiş ve yürümesi bile tehlikeye girmiş bir gençten söz ediyoruz. Azminin ve yeteneğinin karşılığını şimdilerde A2 Millî Takımı'na seçilerek almış durumda. 
Futbola ne zaman ve nasıl başladın?
Her futbolcu gibi mahalle arasında futbol oynamaya başladım. Kola kutularıyla bile futbol oynardım. Tophane'nin küçük sahasında arkadaşlarla oynarken, Beyoğlu Yeniçarşı'nın antrenörü Rahmi Hoca beni görmüş, beğenmiş. "Kulübe gel" dedi. O sırada 11 yaşındaydım. Babama danıştım, o da olur verince gittim.
Ailen futbolcu olmanı nasıl karşıladı? Ailende futbol oynayan birileri var mıydı?
Ailemde değil, sülalemde futbolla ilgilenen birini bulmak çok güç. Sadece amcam biraz futbolu takip eder. Bir de abim yaşı itibariyle futbolla ilgileniyor. Hatta beni yönlendiren de abimdir.
Futbola başladığın dönemde zorluklar yaşadın mı?
Tophane'de oturuyorduk, Beyoğlu Yenişarçı takımı antrenmanlarını Halıcıoğlu'nda yapıyordu. Her gün Tophane'den Şişhane'ye yürür, oradan da Halıcıoğlu'na kadar otostop yapardım. Eğer kimse arabasına almazsa, yine yürürdüm. Amatörlüğün şartları zordur. Toprak sahada, çamurun içinde antrenman yapar, kendi eşyalarınızı kendiniz yıkarsınız. Annem o konuda çok kahrımı çekmiştir, sağ olsun.
Peki eğitimini de sürdürdün mü bu arada?
Liseyi Beyoğlu Fındıklı Lisesi'nde okudum. Sonra da Eskişehir'de üniversiteyi kazandım. Turizm Otelcilik Bölümü öğrencisiyim ama profesyonel olarak futbol oynamaya başlayınca okula devam edemedim. Bu nedenle açık öğretimde eğitimimi sürdürüyorum.

Futbola başladığında nereleri hayal ediyordun?
Amatör futbol oynadığım dönemde başımdan kötü bir olay geçti. 16 yaşındayken dizkapağımdan vuruldum. O nedenle ailem futbolu bırakmamı istedi.
Bu olay önemli. Nasıl vuruldun, neden vuruldun, bu konuya girelim istersen.
Tophane'de olur böyle şeyler (gülüyor). Okul çıkışında üç arkadaş yürürken kim olduğunu bilmediğimiz birisi artık ne sebeple olduğunu bilmiyorum ama bize ateş etti. Dizkapağımdan vuruldum. Hemen hastaneye kaldırdılar. Doktor benim yanımda anneme, "Bu çocuk artık yürüyemez" deyince annem çok kötü oldu. Bende de çok ciddi olamamak gibi bir durum var. Her olaydan gülecek bir şey çıkartırım. Orada da annemler feryat figan ağlarken ben yine gülüyordum. Doktorun "Artık yürüyemez" sözlerini duyunca, "Böyle olmayacak, başka bir hastaneye gidelim" dedim. Gittiğimiz hastanede ortopedi mütehassısı bana MR için gece randevusu verdi. Gece yeniden hastaneye gittik ve MR çektirdik. Doktor sonuçları görünce, "Mucize gibi bir şey, dizkapağına sanki hiçbir şey girmemiş gibi" dedi. Mermi girip çıkmış ama bağlarda veya kemikte hasara yol açmamış. 1.5 ay sonra maça çıkıp, üç gol attım.
İlk paramı 19 yaşında kazandım
Sonrasında da futbolculuk hayallerini gerçekleştirmeyi başardın.
Özellikle bu vurulma olayından sonra, ailem futbol oynamaktan vazgeçeceğimi umdu. Futbolu bırakmamı istiyorlardı. Neredeyse 20 yaşına yaklaşmıştım ama hâlâ amatör kümede futbol oynuyordum. Annem eczacı kalfası olmamı tavsiye ediyordu. Ben de "Anne bari 1 yıl dershaneye gideyim ve okumayı sürdüreyim" dedim. Dershaneye de yazıldım. Ama içimdeki futbol oynama arzusu ve umudu hiç dinmiyordu. O dönemde Müjdat Yetkiner Hoca aradı. Beni Amatör Millî Takım'dan tanıyordu. "Dikilitaş'ı çalıştırıyorum, seni de takımımda görmek istiyorum" dedi. Bana o zamanın parasıyla 7 milyar lira verdiler. 19 yaşına gelmiş ve futboldan ilk kez para kazanmıştım. Peşinatımla dershane ücretimi ödedim, sonra kalan taksitlerimi de yine kulüp ödedi. Dikilitaş'ta iyi bir sezon geçirdim ve yeniden Amatör Millî Takım'a seçildim.
Röportaj: Mazlum Uluç
TAMSAHA (2011)
NOT: GÜZEL İŞMİŞ... Devamı var ama bana göre asıl vurucu kısımları burasıydı. Sonrası 'hedefimiz üç puan. Dersler çıkaracağız. Önümüzdeki maçlara bakacağız' havası... 

ABD SOKAKLARINDA CIRCIR BÖCEĞİ


Bir gün NewYork' a bir grup is arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. 
Gruptan biri, Kızılderilidir.
Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına çırçır böceği sesinin geldiğini söyleyerek çırçır böceği aramaya başlar. 
Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. 
Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder. 
Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. 
Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir çırçır böceği bulurlar.
Arkadaşı, Kızılderiliye: "Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar. 
Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler. 
Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. 
Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek:
"Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin." der.
NOT: Yazarkafe'den alınmıştır...

2 Şubat 2014 Pazar

ESPRİ DEĞİL GERÇEK...


İYİLİK VE KÖTÜLÜK



BİR KIZILDERİLİ HİKAYESİ

Kızılderili şefinin iki tane köpeği var; birisi BEYAZ diğeri SİYAH

Birinin ismi İYİLİK, diğerinin KÖTÜLÜK. 

Torun dedeye soruyor: 

- Dede bunlar kavga ederlerse hangisi kazanır?

Dede:

- Hangisini beslersen o kazanır.

1 Şubat 2014 Cumartesi

ADI: DEVLET SOYADI: BAHÇELİ SÖZLERİ: MANİDAR :)))


KOMUTANIN İTİRAFI!


Kocaeli'de bir karakol...
18 kişilik bir jandarma ekibi var. 3'ü kısa dönem asker haliyle çavuş... 1'i dış posta, birisi yazıcı ve diğeri gece çavuşu... Sabah kalkış saati 6...
Gece yatış ise genelde 21.00.
Ancak kimsenin o saatte uyuduğu pek görülmez...
Karakol komutanı dışında ise nöbetçi komutanlar vardır... O anda sorumluluk onlardadır... İşte o anlardan biri... Bir anda herkes telaş içerisinde.
Komutan içtima istiyor... Saat 23.00 civarı...
"Hayırdır. Neler oluyor" derken kısa sürede askerler sıraya diziliyor...
Komutan gergin. Hem de çok gergin... Sinirini bir an önce çıkarmak ister gibi...
Hala kimse ne olduğunu ve neden toplanıldığını bilmiyor..
Ve herkesin merakını gideren açıklamayı komutan yapıyor...
(Bu komutan aynı zamanda yazıcı olan çavuşun hemşehrisi...)
Söz komutanda:
- İki askeri koğuşta kağıt oynarken yakaladım... Bunun cezasını biliyorsunuz... (Disko cezası ve askerliğin uzaması)
Komutan olayı anlattı ve sonrasında içtimanın baş sıralarında yer alan üç kısa döneme düşüncelerini sordu...
- Siz söyleyin ne yapayım ben bunlara. Ne ceza vereyim?
İlk sıradaki nöbetçi çavuş:
- Affedin komutanım...
İkinci sıradaki dış posta:
- Bir defaya mahsus olmak üzere görmemezlikten gelin komutanım.
Üçüncü sıradaki yazıcı:
- Komutanım oyun bitmiş miydi, bitmemiş miydi?
Komutan bu cevap ve aynı zamanda soru karşısında şaşkına döndü...
- Nasıl yani der gibi devam edecekti ki;
Çavuş bu konudaki düşünce açılımını yaptı:
- Komutanım eğer ceza verecekseniz bırakın oyunun tadını çıkarsınlar sonuna kadar oynasınlar... Haaa zaten bitmişse sorun yok...
Ve yazıcı komutanı (etkileyeceğini bilmeden ama çok etkileyen) 1-2 cümle daha sarf etti:
- Komutanım arkadaşlar gençtir hata yapabilir. Siz gençliğinizde hiç hata yapmadınız mı! (Bu arada komutan zaten genç... 27-28 yaşlarında. Yazıcı olan kısa dönem asker ise o sırada 30)
Bir anda ortam bu kesti ve komutan düşünceli düşünceli kısa dönem askere bakıp:
- Ben bu mesleği (uzman çavuş) seçerek hata yaptım İsmail... DAĞILIN...
Ne mi oldu! O kağıt oynarken yakalanan iki arkadaş ceza almadı...