19 Mart 2014 Çarşamba

'DİN'LEME!


Türkiye gündemi
DİNLEME...
Nereden geliyor
DİN'lemeden...
Bakıyorsunuz bugüne kadar kutsal ve kişiye özel olan DİN'i değerleri kullananlar, "Allah Allah" diyerek dünyalıklarını yapanlar DİNLENMİŞ...
Ve bu sadece DİNLEME ile kalsa iye bir de İZLENMİŞ...
Arkadaş sizde hiç mi vicdan yok!..
Bırakın götürsünler...
Bırakın değerleri yok etsinler...
Bırakın özel ve kutlal değerlerle makara geçsinler...
Bırakın rahatça at koşturup yandaş candaş edinsinler...
Bırakın meydanları doldurup övünsünler...
Bırakın oraya buraya servis kaldırıp paralı asker edinsinler...
Bırakın TL bazlı değil Euro ve Dolar kuruyla takılsınlar...
Bırakın yasama, yürütme, yargı ve 4. kuvvet medyayı istediği gibi yönetsinler...
Bırakın gözünüzün içine baka baka utanmadan yalan söylesinler...
Bırakın 'eğemenliklerini' bağışlayan bağışlasın...
RIZA gösterin biraz SARRAF değil belki ama SAF olun...
Ancak işinizin istediğiniz gibi görülmesini istiyorsanız 'BAHŞİŞİ PEŞİN' verin...
Ve lütfen az çok paranız varsa Ayakkabı Kutusundan uzak tutun. Çünkü orası deşifre oldu...
HAYIRLI İŞLER...
NOT: Yanlış anlamayın ama fotoğraftaki terazi altın kaplama ha!

18 Mart 2014 Salı

SPOR SİYASETİ




30 Mart seçimleri öncesi, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın internet sitesinde bakanın tamamiyle siyasi içerikli konuşmasına yer verilmesi "GENÇLİK VE SİYASET BAKANLIĞI" yorumlarına neden oldu... İşte nedeni;
Gençlik ve Spor Bakanlığı... internet adresi www.gsb.gov.tr... 
Mevzuatının amaç bölümünde de belirtildiği gibi hedef kitle GENÇLİK... Alt açılımının ana maddesi de SPOR...
18 Mart gecesi internet sitesini ziyarette ilginç ve biraz da dikkat çekici bir durum vardı...
Sitede 7 ana manşet bulunuyor.
Bunlardan ilki her Türk insanının duyarlılık göstermesi gereken 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitlerimizle ilgiliydi. Duyarlılık konusunda tebriği hak ediyor.
17 Mart tarihli "İzmirli Gençlerin Tiyatro Gösterisi ile Milli Şarimizi Anması" da güzel bir olay... Ancak diğer haberler şaşırtıcıydı...
Ne mi bunlar? Kısaca anlatalım...
- Samsun Lojistik Köy Projesi'nin tanıtım toplantısı ve gençlere büyük iş düştüğünün vurgusu... 14 Mart tarihli
- Bakan 19 Mayıs Barajı'nın temelini attı. 14 Mart tarihli (HAYIRLI OLSUN)
- Tekirdağ Kapaklı Samsunlular Derneği'ni ziyaret. 15 Mart tarihli
- İstanbul Sancaktepe'de Mustafa Öncel Kültür ve Spor Kompleksi'nin açılışı. Bakan gençlere yeni tesisi iyi kullanmaları tavsiyesinde bulunuyor.  15 Mart tarihli. (BU DA HAYIRLI OLSUN)
- Lüleburgaz Karadenizliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği'ni ziyaret. Hizmet vurgusu ve sandıkta gerekli cevabın verileceğine işaret. 16 Mart tarihli
Burada öne çıkanlar ve özellikle sorgulanan haber 15 Mart tarihli Kapaklı Samsunlular Derneği'ni ziyaretindeki siyasi içerikli ve tamamiyle 30 Mart seçimlerine yönelik konuşmasının bakanlık sitesinde yer alması... SPOR kelimesinin sadece Spor Bakanı cümlesinde yer alıyor... Tamam belki de Türkiye'de siyaset en önemli SPOR. Çünkü oradan oraya koşturuyorsun, bin takla atıyorsun, uçuyorsun, gol atıyorsun, yiyorsun... İşin esprisi bir tarafa ondan sonra bizim olimpiyatlarda, şampiyonalarda (zaten en önemlilerinde yokuz) başarısızlığımız sorgulanıyor...
SÖZE GEREK VAR MI!

SİZLERE DUACIYIZ... YİYE YİYE BİTİREMİYORLAR...


BUGÜNÜ UNUTMA UNUTTURMA


11 Mart 2014 Salı

FAKİR VE GURURLU


Bu Türk sinemasının klişe ama sağlam figürlerindendir.
Aslında bizim kendi gerçeğimizdir...
Özellikle yeni nesil için değil ama eski nesil için daha çok kullanılan bir ifade biçimidir...
Onlar gerçekten fakir doğmuş ama gururla büyümüş, büyütülmüş çoluk çocuklardır... Ve onlar sonrasında alın teriyle kazandıkları paralarla zengin (!) değil ama insanca yaşamı sağlamış kişilerdir...
Son dönemlerde de varoş diye tabir edilen bölgelerde bu nesillerin uzantıları devamları vardır...
O evlerde kapıcı yoktur...
Ekmek (somun) kapının koluna asılmaz...
Gazetesi zaten yoktur...
Baba kahvede masanın üstünde bir gazete görürse okur...
İşte böyle bir hayatın uzantısı...
Ekmek almaya gidiyordu...
Başına biber gazı kapsülü isabet etti...
Yaralanmalara da saldırılara da alışmış, alıştırılmıştık...
1-2-3-4-5 yetmez 6-7-8 olsun demiyorduk ama oldu...
Çünkü önemli olan insan hayatı değil otorite ve duruştu.. Yemişim böyle duruşu (!)
Evet 8 oldu...
Demokratik hak arayışı, sidik yarışı, 'güç bende' anlayışı...
Sonuç ortada...
O çocuğun, kardeşimizin tapelerini göremedik...
Babası ile konuşmasını dinleyemedik...
Keşke onun da 'ALO BABACIĞIM' diyen sesi olsaydı...
Daha sonrasındaki konuşmaları önemli değil sadece 'alo babacağım...' yeterliydi...
Oğluna veya yakınına en küçük bir müdahale olduğunda veya laf uzatıldığında okyanusu ateşe vermek isteyenler nerede...
Onun da babası var... Onun da annesi var... Ama onların gücü, sesi ve ekonomisi sadece günü kurtarıyor... Aslında onurları ve gururları 'ben güçlüyüm, ben şuyum ben buyum' diyen sesli kitlenin hepsini sessiz duruşlarıyla satın alıyor, acıtıyor ve yaralıyor... Daha doğrusu insan olduğunu düşünenler için böyle...
Haa unutmadan...
Savunma duyar gibiyim
- Tüm bunları dış güçler yaptı...
Hadi oradan canım...
O biber gazlarını onlar mı sıktı, sıktırdı...
Utanmadan hala bugün bile orada burada biber gazı sıkılıyor...
DİRİYE SAYGI GÖSTERMEDİNİZ BARİ ÖLÜYE BİRAZ SAYGI...
YETER...
  

BU DA ÇOCUKTU... BİRİLERİ İYİ BAKSIN...


9 Mart 2014 Pazar

GÜNÜMÜZÜ ANLATIYOR SANKİ...


SÖZÜN BİTTİĞİ YER

“Kadın, adın nedir?”
-Bilmiyorum...
“Yaşın kaç? Nerelisin?”
-Bilmiyorum...
“Niçin o tüneli kazıyordun?”
-Bilmiyorum...
“Ne zamandır gizleniyorsun?”
-Bilmiyorum...
“Niçin ısırdın parmağımı?”
-Bilmiyorum...
“Bizden sana zarar gelmeyeceğini bilmiyor musun?”
-Bilmiyorum...
“Kimin tarafındansın?”
-Bilmiyorum...
“Bu bir savaş, seçimini yapmalısın?”
-Bilmiyorum...
“Köyün hâlâ yerinde duruyor mu?”
-Bilmiyorum...
“Şunlar senin çocukların mı?”
-EVET
(Bir kadın bir tek "anne" olduğunu unutmaz..!)
Wislawa SZYMBORSKA ... VİETNAM

8 Mart 2014 Cumartesi

GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN... ÇOK BÜYÜKSÜNÜZ...


KADINLAR GÜNÜ HİKAYESİ:
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
TÜRKİYE: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.
YAZISAL ANLAMDA VE TARİHİ SÜREÇ OLARAK BÖYLE...
Ya gerçekler... İşte o biraz farklı... Daha yeni yeni analarımızın, kardeşlerimizin eşimizin gününü kutlar hale geldik. Bunda da sosyal medyanın etkisi büyük... 
İYİ Kİ VARSINIZ... SİZLERİN HAKKI ÖDENMEZ... 

3 Mart 2014 Pazartesi

REKLAM YAZARLIĞI


Konya'da bir araç sahibinin ilanı
Aracım 1977 model olup 1300 motor hacmine sahip bir yer uçağıdır (Benim gözümde). 
Model yılının 83 yazdığına bakmayın 83'ten aşağısını bilgisayar kabul etmedi. Onun için öyle yazmak zorunda kaldık.
ABS, KlİMA, AIRBAG, AÇILIR TAVAN, ALAŞIM JANT, NAVİGASYYON, YOL BİLGİSAYARI gibi özellikleri yoktur. Fakat, direksiyonu, sigara küllüğü, yaylı koltukları ve çakmaklığı vardır. Açılıp kapanabilen camları ve kapı kolları çalışır durumdadır.
Komple orıjınal olan aracımda aranırsa birkaç yerde lokal boya çıkabilir. Hatta iyicene didik didik edilirse komple boyalı olduğu ortaya çıkabilir. Yüzeysel boyaların yanısıra bir kaç küflü bölgeye de rastlanılmıştır.
Aracın rengi aslen eflatundur. Fabrika çıkışı ise koyu yeşil ile cırtlak mor arası bir şeydir. Bu boyalar zaten o dönemki renoların orijinal boyalarıydı. Bizim elimize geçtiğinde beyazdı. Biz de daha sonra kanunlara uygun olsun diye ruhsattaki yazan renk olan eflatuna boyattık. Fakat renk seçeneğinde aradım bulamadım. Ona yakın bir renk olan Mor seçeneğinin işaretlemek zorunda kaldık.
Çorum kaloriferini 1 yıl önce başka bir araca taktırdığımızdan dolayı şu anda kaloriferi yoktur. Fakat kışın yedek bir aküye bağlı olarak bir elektrikli battaniye iş görebilir. Veya 2.5 litrelik bir kola şişesine sıcak su doldurarak belinize koyabilirsiniz. İmkanlar olmayınca parlak fikirler artıyor haliyle.
Tüm bakımları yetkili serviste yapılmamış olup el yordamıyla eş-dost yardımıyla yapılmıştır. Aracın farları vardır. Fakat uzun ve kısa far diye bir şey olmadığı için geceleyin onunla uğraşmadan direk yola yoğunlaşabiliyorsunuz. Ayrıca farları kapalı konumdayken frene basarsanız fren lambalarının yanında farları da çalışmaktadır. Değişik bir özellik. Diğer arabalarda bulamazsınız.
Arabayı hiç kilitlemiyorum. Kimse de içine girmedi şimdiye kadar.Çünkü kilitlesem bile bir çaykaşığıyla açılıyor zaten. Bilenler bilir. Anahtar derdi yok. Kaput ve bağaj anahtarsız açılabiliyor. Bu özellik modelli arabaların çoğunda bile yok.
Ayrıca şöför mahalinin yanındaki kısımda ayak koyma yerinde yaklaşık 30 cm çapında bir delik vardır. Bu deliği örtmek için bir mukavva ve çuval kullandım. Yazın deliği açarak doğal klima olarak kullanmaktayım. Yakıtı da etkilemediği için gayet ekonomik.
Egzozu delindi. Baktım güzel ses çıkarıyor. Hiç ellemedim. Çalışınca havalı bir araba gibi ses çıkarıyor. Başkaları egzozdan ses çıkarmak için bir çok paralar harcıyor. Düdük falan taktırıyorlar. Ben bedavadan yapıyorum bunu.
Aracımdan gayet memnunum. Muhayyer bir araçtır. (O da ne demekse bir türlü çözemedim. Osmanlıca özlüğe bile baktım ama işin içinden çıkamadım.) Model yükselteceğimden dolayı satıyorum. Yoksa daha binerdim. 1979 model bir Renault 12 alacağım. bu modeller arası renaultlarla takas yapabilirim."

SU VE BIYIK

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, İstanbul'da su kesintisi olup olmayacağı konusunda "Su kesintisi yapmayı düşünmüyoruz. Çünkü aksi takdirde ben bıyıklarımı kesmek durumunda kalacağım. Bıyıklarımı kestirmeye niyetim yok. Ben askerde bile bıyıklarımı kesmedim. Su kesintisi olsa saz çalıp oynayacaklar ama İstanbullu merak etmesin, su kesintisi olmayacak” dedi. 
NOT: Ya arkadaş İstanbul'da yaşayan biri olarak su kesildikten sonra bıyıklarını kestirmişin kestirmemişin banane... Ben çeşmeye bakarım. Senin kara kaşına kara gözüne ak düşen bıyıkların beni ve açıkcası vatandaşı hiç ilgilendirmez diye düşünüyorum... Yoksa bıyıklarınızda mı kamuya mal oldu sayın bakan!..