HİKAYE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HİKAYE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Kasım 2013 Çarşamba
22 Kasım 2013 Cuma
BU ROZETİ HEPİMİZ TAKMALIYIZ
Orta yaşlı ve düzgün giyimli bir adam sessizce kafeye girerek köşedeki masaya oturur.
Garsona sipariş vermek için beklerken yan masadaki gençlerin kendisine bakarak gülüştüklerini fark eder. Belli ki yakasına taktığı küçük pembe kurdele şeklindeki Rozetine gülmektedirler. Bu alaylı bakışları görmezden gelen adam, yan masadakilerin bu ısrarlı sırıtmalarına dayanamayarak elini lacivert ceketinin yakasındaki rozete götürerek,
'Bu mu?' diye bakışanlara sorar.
Yan masadakiler yüksek sesle gülerek,
'Küçük güzel Pembe kurdeleniz lacivert ceketinize pek de yakışmış!' diyerek sırıtmaya devam ederler.
Orta yaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya dönerek,
'Lütfen masama buyurun bunu tartışalım' der.
Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan delikanlı sebebini anlamadığı bir utanma ve sıkıntı hissine kapılsa da gelip masaya oturur.
Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle,
'Bu Rozet tüm dünyada, içinde olduğumuz ayda, kadınların arasında meme kanseri bilincini yaygınlaştırmayı ifade ediyor.
Ben bu rozeti annemin adına takıyorum' der.
Bu açıklama karşısında başkalaşan delikanlı,
'Çok üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü' diye sorar.
'Hayır' diye cevap verir orta yaşlı adam ve devam eder:
'Annem sağ. Küçük bir çocukken kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman başımı saklayabileceğim ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri. Annemin sağlığı için dua ediyorum.
'Hımmm' diye kekeler delikanlı.
'Bu rozeti karım için takıyorum' diye devam eder orta yaşlı adam.
'Karınız da herhalde iyi' diye sorar delikanlı.
'Evet, evet' der adam
'Karım benim için aşk ve sevgi kaynağı olmuştur her zaman. 23 yıl önce sevgili kızımızı beslemiştir memesiyle. Karımın sağlığı için Allah'a şükrediyorum.'
'Sanırım kızınızın sağlığı için de takıyorsunuz?
'Hayır.... Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle kaybettik.
Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde fark ettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.'
Genç delikanlı, yüzündeki utangaç ve üzüntülü bir ifadeyle,
'Çok üzgünüm bayım. Özür dilerim' der...
Orta yaşlı adam 'Kızımın anısına öğünerek takıyorum Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede çevremdekileri de aydınlatabiliyorum. Şimdi evine git, karınla, kızınla, annenle konuş' deyip cebinden çıkardığı küçük pembe kurdele rozetini uzatırken, delikanlı öne eğilir ve takmama yardım edebilir misiniz?' diye mahçup mahçup sorar.
Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfı'ndan Dr. Can Gürbüz gönderdi..
Öykünün altına bir de not düşmüş:
'Bir mumun, diğer mumu yakarak aydınlatmasıyla kaybedeceği hiçbir şey yoktur..'
Lütfen bu hikayeyi yayarak diğer mumları da aydınlatın...
TÜM AYDINLIKLAR KADINLARIN OLSUN...
NOT: Ben de hikayeyi Nermin Abla'dan aldım. TEŞEKKÜRLER...
16 Kasım 2013 Cumartesi
İNTİHARA ŞÖFORÜN İNANILMAZ TEPKİSİ
Gece gazetenin aracıyla eve doğru yol alıyoruz. Boğaziçi Köprüsü'ne doğru yaklaştığımızda her zamanki gibi trafik var. Biz de klasikleşen "Hayırdır kaza mı var?" söylemini tekrar halindeyiz... Şöfor arkadaş genç tiz sesli ve konuştukça sempatikleşen bir hal içerisinde... Trafikle ilgili bir anısını anlatıyor:
Abi geçen gün köprüde bir trafik var inanılmaz. Bir ara dayanamadım araçtan indim önde ne var diye baktım. Abi ön taraf bomboş. Saat 07.00-07.30 gibi. Hem de milletin işinin gücünün yoğun olduğu saat. Çıkmış birisi intihar edecek. O saatimi buldun. Çok sinirlendim. Olay yerine yaklaştım polisler konuşuyor ikna etmeye çalışıyor. Aracın içinden polis memurunu bağırdım:
- Ya bırakın atlasın. Ne ikna etmeye çalışıyorsunuz. Bu saatte intihar mı olur!. Şu trafiğe bakın.
Polis memuru şaşkın şaşkın bana baktı bir şey demedi. Aracın arkasında bir bayan vardı gülmekten yerlere attı kendini. Abi gerçekten çok sinirlendim. İnsan biraz düşünür. Milletin işi gücü var diye. Atlayacak adam zaten beklemez atlar. Bu kenarda duruyor.
BU DA HAYAT TRAFİĞİ İŞTE... HERKES FARKLI BİR YOLDA İLERLİYOR...
Abi geçen gün köprüde bir trafik var inanılmaz. Bir ara dayanamadım araçtan indim önde ne var diye baktım. Abi ön taraf bomboş. Saat 07.00-07.30 gibi. Hem de milletin işinin gücünün yoğun olduğu saat. Çıkmış birisi intihar edecek. O saatimi buldun. Çok sinirlendim. Olay yerine yaklaştım polisler konuşuyor ikna etmeye çalışıyor. Aracın içinden polis memurunu bağırdım:
- Ya bırakın atlasın. Ne ikna etmeye çalışıyorsunuz. Bu saatte intihar mı olur!. Şu trafiğe bakın.
Polis memuru şaşkın şaşkın bana baktı bir şey demedi. Aracın arkasında bir bayan vardı gülmekten yerlere attı kendini. Abi gerçekten çok sinirlendim. İnsan biraz düşünür. Milletin işi gücü var diye. Atlayacak adam zaten beklemez atlar. Bu kenarda duruyor.
BU DA HAYAT TRAFİĞİ İŞTE... HERKES FARKLI BİR YOLDA İLERLİYOR...
İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL
Geçtiğimiz günlerde evimizde tesisatçıya ihtiyacımız oldu... Mahallemizden bir elektrikçi ağabeyin kartını almıştık. Aradık ilk gün olmadı (saatimiz uymadı), ikinci gün tesisatçı abi 'Üzerim çok pis yarın gelsem' dedi, saygı duyduk 'tamam' dedik. Üçüncü gün de saatlerimiz uyladı ve dördüncü gün sabah "ARTIK OLSUN" dedik ve oldu.
Abi geldi, işlerini halletti. Halletti halletmesine ama artı eksi fikir vererek, akademisyen edasında bilgilendirmede bulunarak işini yaptı. Samimi, içten ve sıcak bir havası vardı.
Merak ettiğimiz bazı konularda da fikrine başvurduk o konularda da ikna edici ve tecrübeyle sabit yorumlarda bulundu.
Arz talep ve emek sonucunda iş ödemeye geldi. Borcumuzu sorduk komik bir rakam çıkardı. Diğerlerinden kazık yemeye alıştığımız için... Her neyse ödemeyi yaptık ancak ben de BEBİŞİM de esktra ödeme ihtiyacı hissettik. BEBİŞİM ve ben birbirimize baktık jestte bulunmak istedik ancak bozuk paramız yoktu. Abinin samimiyetine ve sıcaklığına güvenip direkt onunla paylaşmak istedik.
- Abi bozuğun var mı?
- Hayırdır ne yapacaksınız?
- Abi sana emeğine karşılık vermek istiyoruz.
- Kesinlikle kabul edemem. Ben almam gerekeni aldım.
SAMİMİYETİ KADAR CEVABI DA ŞAŞIRTICI...
Ve abi gitti ben ve BEBİŞİMİN ortak düşüncesi ve temennisi:
Allah böyle insanları başımızdan eksik etmesin. Daha da çoğaltsın
*****
Ve gelelim bir kaç gün sonrasında bu kez tesisatçı değil ama servis elemanı ile yaşadığımız durum... Doğalgazda promlem oluştu. Görüntü var, Ses çok falan filan... Çözülemedi. Bakım sonrası ses ve sorun daha da arttı. Tekrar çağırdık. Durumu anlattık, deyim yerindeyse muhabbet ettik.
Hiçbir işlem ve eylem yapılmamasına rağmen fatura çıkarıldı...
Açıkcası vermek istemedim. Hem de hiç. Ve bunu dile getirdim.
Ancak servis elemanı "Abi ben de işçiyim ama sistem böyle" dedi.
Evet maalesef sistem böyle... Şunu kabul ediyorum: Oraya gelmenin bir maliyeti var ama bu maliyet o istenen rakam olmamalı...
Sonuç olarak 1 ay içerisinde iki farklı işçi ve sistemle yaşadığımız durum buydu.
Bizde pozitif etki bırakan tesisatçı abiyle ilgili düşüncemiz:
İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL. PATRON OLUP DEĞİŞİME VE SİSTEMİN MUTASYONUNA UĞRAMA...
Abi geldi, işlerini halletti. Halletti halletmesine ama artı eksi fikir vererek, akademisyen edasında bilgilendirmede bulunarak işini yaptı. Samimi, içten ve sıcak bir havası vardı.
Merak ettiğimiz bazı konularda da fikrine başvurduk o konularda da ikna edici ve tecrübeyle sabit yorumlarda bulundu.
Arz talep ve emek sonucunda iş ödemeye geldi. Borcumuzu sorduk komik bir rakam çıkardı. Diğerlerinden kazık yemeye alıştığımız için... Her neyse ödemeyi yaptık ancak ben de BEBİŞİM de esktra ödeme ihtiyacı hissettik. BEBİŞİM ve ben birbirimize baktık jestte bulunmak istedik ancak bozuk paramız yoktu. Abinin samimiyetine ve sıcaklığına güvenip direkt onunla paylaşmak istedik.
- Abi bozuğun var mı?
- Hayırdır ne yapacaksınız?
- Abi sana emeğine karşılık vermek istiyoruz.
- Kesinlikle kabul edemem. Ben almam gerekeni aldım.
SAMİMİYETİ KADAR CEVABI DA ŞAŞIRTICI...
Ve abi gitti ben ve BEBİŞİMİN ortak düşüncesi ve temennisi:
Allah böyle insanları başımızdan eksik etmesin. Daha da çoğaltsın
*****
Ve gelelim bir kaç gün sonrasında bu kez tesisatçı değil ama servis elemanı ile yaşadığımız durum... Doğalgazda promlem oluştu. Görüntü var, Ses çok falan filan... Çözülemedi. Bakım sonrası ses ve sorun daha da arttı. Tekrar çağırdık. Durumu anlattık, deyim yerindeyse muhabbet ettik.
Hiçbir işlem ve eylem yapılmamasına rağmen fatura çıkarıldı...
Açıkcası vermek istemedim. Hem de hiç. Ve bunu dile getirdim.
Ancak servis elemanı "Abi ben de işçiyim ama sistem böyle" dedi.
Evet maalesef sistem böyle... Şunu kabul ediyorum: Oraya gelmenin bir maliyeti var ama bu maliyet o istenen rakam olmamalı...
Sonuç olarak 1 ay içerisinde iki farklı işçi ve sistemle yaşadığımız durum buydu.
Bizde pozitif etki bırakan tesisatçı abiyle ilgili düşüncemiz:
İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL. PATRON OLUP DEĞİŞİME VE SİSTEMİN MUTASYONUNA UĞRAMA...
TOTO DAYI
Muhabirliğim dönemi... Bir hastanede (devlet hastanesi) yaralı bekliyoruz... İşimiz bu... Küçük de olsa sürekli oturduğumuz kulübe tarzı bir mekanımız mevcut. Hastane bahçesinin müdavimi ve ikametgarı orada olan bir dayımız var. Lakabı TOTO... Kimseye bir zararı yok. Onun ana tüketim maddesi (kimine göre milli kimine göre çakma içeceğimiz) RAKI... Başka hiçbir şey istemez. Yeter ki rakısı olsun... Yanımıza uğrar kendince masasını (yere gazete serer rakısını koyar bardağını çıkarır) kurar bir duble rakısını keyif içerisinde çeker...
Özeline pek girmez, ser de vermez sır da... Ama yanımızda oyalanır.
İşte onlardan birinde yaz havası dışarıda banklarda otururken bir hasta yakını da orada. Hasta yakını işitme engelli iri yarı 25'lerinde bir genç.
TOTO dayı da ayakta sağa sola sallanmakta.
O sırada da bir şeyler konuşmakta.
Bir anda işitme engelli arkadaş (kendisine küfür ettiğini düşündüğü) TOTO dayıya kafa attı.
TOTO dayı yerde nakavt durumunda...
Bir anda alnının ortası kıpkırmızı...
Hepimiz şaşkın.
Ne olduğunu anlamıyoruz. Yerde yatmakta olan TOTO dayıdan bir kaç cümle dökülüyor:
- İYİ GÜZEL VURDUN AMA DAHA MAÇ BİTMEDİ. BUNUN RÖVANŞI VAR.
Şok üstüne şok yaşıyoruz. Gülsek mi üzülsek mi ne yapacağımızı bilemez bir haldeyiz. Kaldırmaya çalışıyoruz. Düşünün sağlam bir kafa yiyen TOTO dayı o halde bile çok ama çok ince espri yapıyor. Sanat icra ediyor...
Sanat demişken; TOTO dayının bir zamanlar Resim öğretmeni olduğunu duyuyoruz.
Karısını çok sevdiğini ancak çok yakın dostuyla eşini uygunsuz bir durumda yakalaması sonucu bu durumlara düştüğü en yakın dostuğunun artık RAKI olduğunu öğreniyoruz.
TOTO dayı ile ilginç bir hikayem de şöyledir:
Bir gün kendime ayakkabı aldım. Daha yeni ilk defa giymişim. TOTO dayının yaklaşımı:
- O güzelmiş. Kaç numara... Çıkar da bir bakayım.
(O an çıkaramadım ama sonra başka bir ayakkabı ile bu merakını giderdik)
Özeline pek girmez, ser de vermez sır da... Ama yanımızda oyalanır.
İşte onlardan birinde yaz havası dışarıda banklarda otururken bir hasta yakını da orada. Hasta yakını işitme engelli iri yarı 25'lerinde bir genç.
TOTO dayı da ayakta sağa sola sallanmakta.
O sırada da bir şeyler konuşmakta.
Bir anda işitme engelli arkadaş (kendisine küfür ettiğini düşündüğü) TOTO dayıya kafa attı.
TOTO dayı yerde nakavt durumunda...
Bir anda alnının ortası kıpkırmızı...
Hepimiz şaşkın.
Ne olduğunu anlamıyoruz. Yerde yatmakta olan TOTO dayıdan bir kaç cümle dökülüyor:
- İYİ GÜZEL VURDUN AMA DAHA MAÇ BİTMEDİ. BUNUN RÖVANŞI VAR.
Şok üstüne şok yaşıyoruz. Gülsek mi üzülsek mi ne yapacağımızı bilemez bir haldeyiz. Kaldırmaya çalışıyoruz. Düşünün sağlam bir kafa yiyen TOTO dayı o halde bile çok ama çok ince espri yapıyor. Sanat icra ediyor...
Sanat demişken; TOTO dayının bir zamanlar Resim öğretmeni olduğunu duyuyoruz.
Karısını çok sevdiğini ancak çok yakın dostuyla eşini uygunsuz bir durumda yakalaması sonucu bu durumlara düştüğü en yakın dostuğunun artık RAKI olduğunu öğreniyoruz.
TOTO dayı ile ilginç bir hikayem de şöyledir:
Bir gün kendime ayakkabı aldım. Daha yeni ilk defa giymişim. TOTO dayının yaklaşımı:
- O güzelmiş. Kaç numara... Çıkar da bir bakayım.
(O an çıkaramadım ama sonra başka bir ayakkabı ile bu merakını giderdik)
30 Ocak 2009 Cuma
MEÇKA ENGİN
Aklıma geldikçe hala güldüğüm bir ağabeyin anısını anlatayım... Normalde herkesin başına gelebilir belki ama bu kadar uzun sürmesi şaşırtıcı... Buyrun kahkahaya...Meçka (Bulgarca'da ayı, Yunanca'da vatansever anlamına geliyormuş) Engin otobüsle giderken Bolu Dağı'nda verilen molada hemen tuvalete koşar. Çok sıkışmıştır. Hemen boş bir kabin bulup kendini oraya atar. Tam oturduğu sırada yan kabinden bir ses gelir...
-Merhaba...
Bir yandan sıkıntısını gidermeye çalışan Meçka Engin şaşkın bir şekilde "Merhaba" der.
-Nasılsın...
Şaşkınlık haliyle "Sağol iyiyim, sen nasılsın" der.
-Ne yapıyorsun...
Meçka Engin tuvalette ne yaptığını bildiğini düşünerek soruyu değişik cevaplar "Ben İstanbul'dan Ankara'ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?" yanıtını verir...
Meçka Engin cevap beklerken hiç ummadığı bir konuşma duyar:
- Hayatım telefonu kapatıyorum, yandaki tuvalette bir gerizekalı var. Sana sorduğum sorulara yanıt verip duruyor. Ben seni sonra ararım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




